Celal Şengör’e Göre Avrupa Nasıl Gezilmeli?
Dünyayı gezmek sadece coğrafi bir yer değiştirme değil, aynı zamanda zaman içinde derin bir
yolculuktur. Ünlü yerbilimci ve kültür insanı Prof. Dr. Celal Şengör, Avrupa kıtasını sıradan bir turist gibi değil, bir kütüphaneyi adımlar gibi gezmenin formülünü sunuyor. Onun gözünden Avrupa; sokaklarında medeniyetin yapı taşlarının örüldüğü, müzelerinde insanlık mirasının saklandığı devasa bir açık hava üniversitesidir. Şengör’ün seyahat rotası, tarihin sıfır noktasından başlayıp modern dünyanın başkentlerine uzanan entelektüel bir keşif rehberi niteliğinde.
Başlangıç Noktası: Medeniyetin Beşiği Atina
Eğer Avrupa’da tarihe meraklıysanız, seyahatinize başlamanız gereken yegane yer Atina’dır. Celal Şengör’ün pusulası ilk olarak Batı düşüncesinin, felsefenin ve demokrasinin doğduğu bu kadim şehre işaret ediyor. Atina, geçmişin izlerini sadece taşlarında değil, ruhunda da taşıyan bir merkezdir. Şehre ayak bastığınızda ilk yapmanız gereken, insanlık tarihinin en zengin koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Arkeoloji Müzesi’ni görmek olmalıdır.
Ardından, şehrin silüetini belirleyen muhteşem Panteon’a çıkmalı ve tarihin ihtişamını tepeden seyretmelisiniz. Şengör’ün nostaljik bir esintiyle andığı Plaka mahallesinin
sokaklarında yürümek ise size tanıdık bir sıcaklık hissettirecektir; zira burası eski Yeşilköy’ün o samimi, sakin ve tarih kokan mahalle kültürünü günümüze taşımaktadır.

İhtişamın ve İmparatorluğun Merkezi: Roma
Atina’da zihinsel altyapıyı kurduktan sonra rotayı hemen İtalya’nın kalbine, Roma’ya çevirmek gerekir. Celal Şengör’ün “Roma muhteşemdir, ben de bayılırım” diyerek hayranlığını gizlemediği bu şehir, antik çağ ile barok dönemin kusursuz bir sentezidir. Atina düşüncenin merkeziyse, Roma gücün ve mimarinin zirvesidir. Kolezyum’dan Vatikan’a kadar her köşe başı, bir imparatorluğun gölgesini barındırır.
Entelektüel Zenginliğin Dorukları: Viyana, Paris, Londra ve Berlin
Seyahatin bir sonraki aşaması, Avrupa’nın kültürel ve bilimsel omurgasını oluşturan dört büyük başkente adanmıştır: Viyana, Paris, Londra ve Berlin. Şengör’e göre bu şehirleri sadece gezmek yetmez, onları adeta yaşamak gerekir. Çünkü bu şehirlerin müzeleri inanılmaz bir zenginliğe sahiptir. British Museum’dan Louvre’a, Berlin’deki Müze Adası’ndan Viyana’nın sanat galerilerine kadar her bir durak, insanlığın ortak hafızasıdır. Celal
Şengör, bu şehirlerin derinliğini şu çarpıcı cümleyle özetler: “Her birinde bir ömür geçer.”
Celal Şengör’ün Altın Kuralı: “Ama kesinlikle okuyarak git. Buraları hakkıyla gezersen birkaç üniversite bitirmiş gibi olursun.”

İber Yarımadası’nın Büyüsü: Madrid ve Lizbon
Avrupa’nın kuzey ve orta hatlarındaki bu yoğun müze mesaisini bitirdiyseniz, sıra İber Yarımadası’nın sıcaklığına gelmiş demektir. İlk durak, Şengör’ün “şahane bir şehir” olarak nitelendirdiği Madrid’dir. Prado Müzesi gibi dünya çapındaki sanat merkezleriyle Madrid, estetik algınızı bir üst seviyeye taşır. Madrid’in hemen ardından, Şengör’ün deyimiyle “iki adım” ötedeki Lizbon’a geçilmelidir. Atlantik’in kıyısındaki bu büyüleyici şehir, hem zengin denizcilik tarihiyle dolu çok güzel müzelere ev sahipliği yapar hem de
seyahatinize tatlı bir mola vereceğiniz enfes tatlılar sunar. Kültür ve lezzet burada iç içe geçer.
Kuzeyin Masalsı Doğusu: Sankt Petersburg ve Moskova
Rotanın son halkası, Avrupa kültürünün doğu sınırlarını çizen Rusya’dır. Celal Şengör, bu coğrafyada ilk olarak Sankt Petersburg’un görülmesi gerektiğini belirtir ve burayı “büyüleyici bir yer” olarak tanımlar. Çarlık Rusyası’nın ihtişamını, Hermitage Müzesi’nin dehasını barındıran bu şehir, adeta suyun üzerine kurulmuş bir sanat eseridir. Sankt Petersburg’un ardından Moskova’ya gidilmeli, Kızıl Meydan’dan Kremlin’e uzanan o devasa tarihi
doku yerinde incelenmelidir.
Şehir Öne Çıkan Özellikler & Görülmesi Gereken Yerler
Atina Arkeoloji Müzesi, Panteon, Eski Yeşilköy’ü anımsatan Plaka Mahallesi.
Roma İmparatorluk ihtişamı, antik ve barok mimarinin muhteşem uyumu.
Viyana, Paris, Londra, Berlin İnanılmaz zenginlikte müzeler; her birinde bir ömür geçecek derinlik. Madrid & Lizbon Şahane bir sanat atmosferi, harika müzeler ve Lizbon’un enfes tatlıları. Sankt Petersburg & Moskova Kuzeyin büyüleyici atmosferi, Çarlık ihtişamı ve devasa kültür mirası.
Son Söz: Seyahati Eğitime Dönüştürmek
Celal Şengör’ün seyahat felsefesi, pasaporta basılan damgalardan çok daha fazlasıdır. Onun sunduğu bu rota, rastgele gezilecek yerler listesi değil; kronolojik ve kültürel bir olgunlaşma sürecidir. Şengör’ün en önemli uyarısı ise rehber kitapların ötesine geçmeyi zorunlu kılar: Gidilecek yerler hakkında derinlemesine okuma yapmak. Ancak o zaman taşlar anlam kazanır, tablolar konuşur ve şehirler birer dersliğe dönüşür. Bu tavsiyelere uyarak Avrupa’yı hakkıyla gezen bir seyyah, sadece kıtayı keşfetmekle kalmaz, adeta birkaç üniversite bitirmiş gibi entelektüel bir aydınlanmayla evine döner.
“Dünyayı anlamak, onu doğru okumaktan geçer.”