Osmanlı’dan Los Angeles’a Blue Bottle Coffee

tarafından yazıldı

Taa Los Angeles’tan merhabalar efendim. Nasıl anlatsam, nereden başlasam diye düşündüm ve sizlere ilk olarak favori kahve mekanımla selam edeyim istedim. Adı: Blue Bottle Coffee. Müdavimi çok ama ben 7 ay önce Los Angeles‘a  taşınınca istediğim gibi özel ve taze kahveyi bir türlü bulamıyor ve fellik fellik mekan ararken Blue Bottle Coffee’yi keşfettim. Venice’in en popüler caddesi (benim de favorim) Abbot Kinney’de yer alan Blue Bottle’i deneyip, tadına bayılınca biraz geçmişini  araştırdım; bir de gördüm ki ülkemizle doğrudan bir bağı varmış!

18911_10153128852417808_9200802110942599032_n

Şöyle ki; Türkler 1683’te Viyana’yı ikinci kez kuşatınca çaresiz kalan Viyanalılar, Polonya kuvvetlerinden mesaj alabilmek için Ukraynalı Franz George Kolshitsky’i casus olarak görevlendiriyor. Kolshitsky, hem Osmanlıca hem de Arapça bildiğinden Türk birlikleri arasından sahte üniformayla geçerek amacına ulaşıyor ve Lehlerin yakın zamanda şehri kurtaracağı haberini getiriyor. Daha sonra Viyana önlerinden püskürtülen Türk birlikleri, getirdikleri develeri, çadırları, balları ve bir sürü çuvallarını arkada bırakıp gidiyorlar. Viyanalılar tüm bunların yanında bir de arkada kalan kahve çuvallarını keşfediyor.O zaman bu ‘tuhaf fasulyeler ’in ne olduğunu idrak edemiyorlar ancak daha önce Arap coğrafyasında yasamış olan Kolshitsky, çuvalların kahve çekirdekleriyle dolu olduğunu anlıyor ve evet, uyanık ajan Viyana’da 1683’te ilk kahve dükkânını açıyor. Ismi ise ‘Hof zur Blauen Flasche’ yani ‘Mavi şişenin altındaki ev’

o

(Photo: Yelp)

Uzun zaman sonra, tam 319 yıl sonra Kaliforniya’da yasayan kahve meraklısı bir müzisyen James Freeman bu hikayeden esinlenerek ‘Blue Bottle Coffee’ ‘mavi şişedeki kahve’ dükkanını ilk olarak Oakland şehrine konduruyor. Tabi kahve kupada durduğu gibi durmuyor ve zincir halinde birçok bölgeye yayıldıkça yayılıyor. Ne yalan söyleyeyim, müdavimi olduğum kahvenin böyle ilginç ve kişisel bir esintisi olması hoşuma gitmedi değil.

San Francisco, Los Angeles, New York ve hatta Japonya’da şubeleri bulunan kahve dükkanını özel kılan nedir derseniz: tazecik kahveleri. En azından Venice’teki tam bir hipster magneti olan ufacık dükkana girdiğiniz anda muhteşem kahve kokusu yüzünüze çarpıyor, Güler yüzlü ve sohbet sever çalışanlarıyla laklak ettikten sonra o inanılmaz drip kahvenin tazeliği size boyut değiştirtiyor.

11080354_10153128852232808_921458309842872413_o
Özellikle sabah ve öğle saatlerinde önünde inanılmaz uzun kuyruklar oluşmasına rağmen gelenler vazgeçmiyor beklemekten. Beklerken de geneli iyi kahve seven insanlar olduğundan leziz diyaloglar yaşanıyor. ‘Kahvesi var, e başka nesi var ayol’ derseniz kekleri var, kurabiyeleri var, ambalajlı paket kahveleri var ve diğer alet edevatları da isterseniz satın alabiliyorsunuz.
Tek sorun içinde ve dışında oturacak yeri yok, o yüzden buralara yolunuz düşerse uğrayın, Blue Bottle’a, alın buzlu bir New Orleans (en sevilenlerden, 4$), 5 dakikada yürüyerek sahile inin ve kahvenizi höpürdeterek beyaz kumların üzerine söyle bir serilin.
Afiyet, seker, bal olsun. Görüşürüz

 

1619201_10153128852157808_5480077300966857467_n.

print

Eklenme :
Son Değişiklik: 2015-03-28
Yayınlayan : Öznur T. Brown

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar hakkında

Öznur T. Brown

vpills