Kendi Halinde Bir Güzel: Oslo

tarafından yazıldı

Norveç'in güzeller güzeli Oslo şehrini seneler evvel bir gün gazetede dünya yaşam standartlarıyla ilgili bir haberde gördüm. Adını ilk o zaman duydum. Sonra Röyksopp’la tanıştım. Oslo nerede, Oslo'ya nasıl gidilir, Oslo'da ne yenir ne içilir diye ararken o topraklara bir merak saldım. Ardından muhtelif zamanlarda karşıma çıkan yazılar, fotoğraflar, defalarca izlenen kutup ışıkları videoları. Derken uzunca bir süre tarihi koyulamadan ertelenen bir tatil hedefine dönüştü: İlk fırsatta Oslo’ya gideceğim; en çok görmek istediğim yer Norveç; birgün mutlaka Norveç’i gezeceğim gibi. Nihayet 2014’te dilimden düşmeyen bu istek için üzerimdeki ölü toprağını attım ve tek başıma gitmek üzere planlamaya başladım… İşe yeni başladığımdan önümde  tek fırsat Kurban Bayramı tatili vardı ve Oslo-Bergen, Oslo Trömso, Stockholm-Oslo gibi 5 gün 4 gecede iki şehir birden mi görsem diye kararsızlıklar yaşadım. Ama en sonunda koşturmadan, sakince 5 günü tek bir şehirde geçirmeye karar verip gidiş-dönüş biletimi aldım.

instagram hesabımızı takip etmeyi unutmayın.

Oslo'da yeme-içme tavsiyeleri için buraya tık tık!

Ekim ayında, İstanbul’da hava türlü dengesizlikler yaparken Oslo’da da benzer tutarsızlıklara doğru uçağıma bindim. İstanbul’dan havalanırken gördüğüm şey pek çok kişinin bildiği manzara: çok şeritli yollar, çirkin çatılar, boğuk, gri bir manzara… Ve gerisi malumunuz 4 saate yakın bir süre bulutlar arasında süren bir yolculuk. Cam kenarında oturduğum ve yanımdaki yolcular uyuyor diye hiç yerimden kalkamadığım için kendime homurdanırken pilot Oslo’ya giriş anonsu yaptı. Sanırım güneşliği açtığımda gördüğüm güzelliği ömrüm boyunca unutamam. Bir şehir ki, bir masalın maketi adeta. Kırmızıyla yeşil arasında uzanan onlarca renge bürünmüş ağaçlar, beyaz çitlerin ortasında renkli çatılarıyla evler; evlerin etrafından dolaşıp birbirine karışan nehirler… Şehir dışından merkeze doğru evler ve binalar daha da yoğunlaşsa da, görüntünün rengi hiç değişmiyor… Hep yeşil, mis gibi doğa.

Olso müze ve galerileri de burada…

Oslo, giden pek çokların da söylediği gibi çok büyük bir şehir değil. Mutlaka görülmesi gereken müzeleri, parkları, galerileri 2 tam güne sığdırılabilir. Ama söz konusu olan doğanın kalbinde varlığını devam ettiren medeni bir şehir. Bunun tadını çıkarmak, bir bankta huzurla oturmanın keyfine varmak, şehrin sayfiye bölgelerinde kalan piknik alanı, orman ya da göl kenarı gibi noktalarda birkaç saat yürüyüş yapmak için 4 gün son derece ideal.

DSC_0221-1024x685

Oslo önerilerimin ilk yazısında şehrin sokakları, açık alanları, popüler muhitlerinden bahsedeceğim. Ancak başlamadan önce şehrin genel olarak verdiği izlenimden bahsederek hakkındaki rivayetlere bir açıklama getireyim. Öncelikle sanıldığı gibi sıkıcı bir şehir değil. Ama Avrupa şehirlerinden aşinalıkla Oslo’dan görkem beklemeyin. Oslo bana göre son derece kendi halinde. Doğanın tam ortasında sahip oldukları medeniyete yetecek kadar geliştirilmiş bir şehir örneği. Merkezdeki bir iki AVM, iş merkezi gibi binalar 90’lı yılların Ankara kasvetine sahip. Kendini yenilemek, süslemek gibi bir derdi yok; “burası Oslo” diye çığırtkan bir gösterişi şehrin hiçbir yerinde göremezsiniz. Kaldırım yaparken yeşil alana dokunulmamış ya da parklarda, bahçelerde Viyana, Paris veya Almanya’nın herhangi bir şehrindeki gibi süslü ve bakımlı bir bahçe düzenlemesi göremezsiniz. Çünkü ayrım çok basit; burası İskandinavya ve insanlar ağaçları, doğayı yönetilmesi gereken bir meta olarak görmüyorlar gibi. Bu denli minimal bir diyardan bakınca Avrupa bile gözünüze “gösteriş meraklısı” diye batıyor hatta :)

En büyük yanılgılardan biri de yerel halkın soğuk sanılması. Depresif, asık yüzlü, soğuk bir insan topluluğu var sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bir kere gümrük polisinden galeri memuruna kadar inanılmaz kibar insanlarla karşılaştım. Güler yüzle konuşuyor ve çok nazik davranıyorlar. Kimsenin görgü, asalet kastığı yok. Gecenin 3’ünde sokakta nara atanı gördüm misal. Zararsız, beklentisiz ilişkiler kuruyorlar. Tabii Oslo’ya yerleşirseniz arkadaş canlısı olmadıklarını görürsünüz. Çünkü hayatları kendilerine yetecek standartta. Aileleri, mevcut arkadaşları, işleri, kazançları, sosyallikleri kendilerine yetiyor. Yeni bir arkadaşlığa ihtiyaç duymadıkları için yeni biriyle yakın ilişkiler pek söz konusu olmuyor.

DSC_0717
Ve gelelim en büyük rivayete. Pahalı mı? PAHALI KERE PAHALI! Ama bu durum Türk parası kazanıp giden ve kur hesabı yapan biri için değil, Norveçliler için bile geçerli. Dönemsel alışverişlerini Stockholm’den, Kopenhag’dan yapıyor; mekanda alkol içmekten kaçınıyorlar. Bu yüzden haftasonları tenha sokaklarda yürürken evlerden yüksek kahkaha, müzik sesi, eğlence gürültüsü sokağa taşıyor. Çünkü herkes içkisini alıp birinin evinde toplanıyor ve müzik dinlemeye evde içtikten sonra gidiyorlar. Ya da Danimarka’dan gelen kruzlarda alkol daha ucuz olduğu için bütün alkolik Oslo’lular bu gemilere doluşuyorlar (fiyort turunda rehber söyledi) :) Not ettiklerim kadarıyla yeme-içmeye ne ödediğimi görünce anlayacaksınız zaten.

5 günlük Oslo gezimde edindiğim izlenimleri ve önerilerimi, yazarken ayarı kaçırdığım için üç bölüm olarak yayınlıyoruz. Şu an okumakta olduğunuz birinci bölümde şehirde dolaşılacak muhitler, gidilebilecek parklar, bahçeler ve görülmesi gereken müzeler yer alıyor. Diğer yazılarda ise müze ve galeriler ile yeme-içme ve alışveriş önerileri/deneyimleri hakkında bilgi bulabilirsiniz.

oslo-gezisi-kesfettik-01

O zaman başlayalım… Gökyüzünden bakıldığında yemyeşil bir ormanın ortasında sakin, sessiz, doğa karşısında haddini bilen bu şehrin tadını yürüyerek çıkarmalı. Zaten banliyö bölgesinde kalan birkaç müze ve gezilecek yer haricinde çoğu nokta birbirine çok yakın konumda. Uçaktan iner inmez, müze girişlerinde ve ulaşımda (havaalanı ve şehir merkezi arasındaki seferi yapan tren hattı hariç tüm metro, tren, tramvay ve otobüslerde geçerli) kalacağınız süreye uygun Oslo Pass kart alıp serüvene başlamalı (Ben 535 kron karşılığında 4 günlük seçeneğinden aldım) ve şehir merkezine gitmek üzere trene binmeli(170 kron)… Yarım saat kadar sonra Oslo’nun kalbindesiniz! Ve işte yapabilecekleriniz…

Park, Bahçe, Açık alanlar ve Sokaklar

Karl Johans Gate

Burası benim yeni ayak basmanın heyecanıyla ağzım kulaklarımda dolaştığım yer. Dönüşte anladım ki aslında Oslo’da gördüğüm en çirkin yer :/ Merkez istasyondan çıkar çıkmaz boylu boyunca, marinaya paralel uzandığını göreceksiniz. Isınma turu atmak için ilk durak. Caddede çok sayıda mağaza ve kafe mevcut. Türkiye’den de bildiğiniz birkaç mağazaya girip, Oslo’nun ne denli pahalı bir şehir olduğuna dair ilk izlenimlerinizi edinmekte serbestsiniz. Etiketler alışık olduğunuz rakamların hemen hemen %50 pahalısı! Karl Johans Gate’in sonunda Royal Palace, sol tarafında National Theatre, sağ tarafından ise The National Gallery’ye ulaşabilirsiniz. Royal Palace çevresi muhtemelen Oslo’daki ilk yeşil alan deneyiminiz olacak. Bir bankta oturup “ne huzurlu şehir” demelik yeriniz :)

oslo-gezisi-kesfettik-01

Grünerlokka

Telafuzu bile bir başka güzel. Oslo’nun en gözde bölgesi. Semte ilk adım attığınızda biraz metruk ve bu yüzden ürkütücü gelebilir. Hele ki geceleri sanayi bölgesi kadar ıssız bir havaya bürünüyor. Ama ilerledikçe duvarlar renkleniyor, iki bina arasında dev avizeye bakakalıyorsunuz. Hele ki geceleri o ıssız sokaklardan bir çıkmaza döndüğünüz an bardan sokağa taşmış bir kalabalığın ortasına düşüveriyorsunuz. Benim kaldığım Markveien’le komşu mahalle olduğundan hemen hemen her gün kestirmesinden uzununa kadar farklı farklı yollardan yürüdüm. En keyiflisi de park içinden geçip gece kulübü Bla’ya varan kanal köprüsü üzerinden yürümekti(en son foto)

Norsk Folkemuseum

İşte kendimi kaybettiğim yer! Norsk Folkemuseum 13. yy’dan 20. yy’ın ortalarına uzanan 160 ayrı ev ve yapı seçkisine sahip, 140 bin metrekarelik bir açıkhava müzesi. Norveç’in farklı dönemlerine ait tarihi evleri, kiliseleri, yapıları bu müzede bulunuyor. Yakın döneme ait uyarlamalar gerçek bir ortamda yaşatılıyor. En eski yapı Gol Stave Kilisesi, 1200 yılına ait. Günümüze doğru yaklaştıkça örnekler renklenerek artıyor.

oslo-gezisi-norsk

Örneğin 19. yy sonu 20. yy başlarından şekerleme, şarküteri dükkanı gibi içerisinde çalışanların olduğu dükkanlar, 70’lere ait retro dekorasyonlu tipik İskandinav tarzı evler bunlardan birkaçı. Kaldı ki müze yemyeşil bir korunun içerisinde. Kendinizi bir an için Shire’da sanmıyor değilsiniz. Bu arada, bizim lavaş benzeri tatlı bir katmer yapan fırın var. Geleneksel kostümler içerisinde hamuru siparişe göre açılarak yapılıyor, odun ateşinde pişiriliyor. Tadına mutlaka bakın.

oslo-gezisi-norsk-museum

oslo-gezisi-norsk-muzesi

oslo-gezisi-norsk-museet-01

oslo-gezisi-norsk-museet-2

Norsk Folkemuseum, Viking Gemileri Müzesi’yle hemen hemen bitişik konumda. Şehrin biraz dışında banliyöde kalıyorlar. İkisini aynı güzergahta gezip çıkışta bölgeyi mutlaka turlayın. Şu dekorasyon dergilerinde görüp iç geçirdiğiniz İskandinav evlerini birebir göreceksiniz. Dünyanın en huzur verici yeri sanırım. Kendinizi orada unutmak isteyeceksiniz, kesin!

oslo-gezisi-iskandinav-evleri

Vigeland Parkı-Müzesi / Vigelandsparken

oslo-gezisi-vigeland-parki
Oslo’nun en simge yerlerinden biri de Gustav Vigeland’in insan figürlerinden oluşan 121 heykelinin görüleceği park. Bebeklikten yaşlılığa insanın hayat evrimini adım adım farklı kompozisyonlarla çalışan Vigeland’ın 14 metreli devasa eseri Monolith de parkın en ortasında girişten itibaren tüm heybetiyle karşınızda duruyor. Gittiğim gün ne yazık ki hava ara ara yağışlı ve kapalıydı, eminim yaz aylarında tadından yenmez bir yer oluyordur. Frognerparken denilen uçsuz bucaksız göletli parkla bir arada bulunan açıkhava müzesi Oslo’da görülmesi gereken yerler listenizin ilk sırasında olmalı.

gallery

Songsvann

Müzelere, tarihi yerlere biraz mola! Norveç topraklarında doğayla kucaklaşmamak olmaz. Pazar sabahı hava harikaydı. Ben üzerimde ince parkamla gezsem de Oslo eşrafından çoluk çocuk don paça sokakta olanlar vardı. O zaman trene binip Oslo’nun kuzeyine Songsvann gölüne yürüyüş yapmaya gitmeli. Hava güzel olduğu için gayet kalabalıktı. Yürüyen, koşan, ailesiyle barbekü/piknik yapan bir sürü insan… Yaz aylarında göle girip yüzmek için çok rağbet oluyormuş. Abartılacak, bugüne kadar görmediğim bir görüntüsü yok ama doğanın pırıl pırıl haline 30 dakikalık bir tren mesafesinde yaşamaya nasıl imrendim tahmin edersiniz. Yarım gününüzü mutlaka kısa sürede ulaşacağınız şehir dışındaki koru, orman, göl kenarı gezilerine ayırın.

gallery

Aker Brygge

Oslo’nun marina bölgesi de yine şehrin en hareketli, popüler noktalarından biri. Bolca restoran ve kafe yan yana sıralanmış, içine girip bakmadığım bir AVM, birkaç lüks markanın butiği ile tipik turistik bir bölge. Astrup Fearnley Museet’e gidip gelirken dolaşma fırsatı buldum. Oslo’da çok sık karşıma çıkan Diplom Is dondurma markasının kioksundan bir külah dondurma eşlinde bir bankında dinlendim sadece.

Ve Fiyort Turu…

Neresinden başlasam da nasıl anlatsam. Tatilin son iki günü Oslo kendi mevsim normallerine dönmeye başladı ve beni fena üşüttü. Hava rüzgarlı, bazen güneşli ve ara ara yağmur halinde olduğu için fiyort turuna katılıp katılmama konusunda biraz tırstım. Tabii dayanamayıp 225 kron karşılığında tekneye atladım. Fiyort turu denince aklınıza hemen Bergen’e ve Flam’e uzanan o uzun hat gelmesin. Bu,  Oslo fiyordu denen, genellikle sayfiye olarak kullanılan açıklardaki adacıklar arasında 1,5-2 saatlik bir tekne turu aslında. Tabii ömürlük manzaralar eşliğinde. Fotoğrafta da göreceğiniz gibi bazı adalarda sadece birer ev var. Hava çok soğuk olduğu için teknenin açık kısmından fazla fotoğraf çekemesem de eldekiler gördüklerimi anlatmaya yeter umarım.

Processed with VSCOcam with m5 preset

IMG_5307

IMG_5308

 

print

Eklenme :
Son Değişiklik: 2017-07-13
Yayınlayan : Canan Bozkurt

4 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar hakkında

Canan Bozkurt